Sevgi ve Anlayış üzerine


“Sevgi ve anlayıs ayrılmaması gereken bir bütündür. Bazen bu yolda gerçeği arayan bir bilge edasıyla yürümek gerekir.” İsmail KAYA

 

+Ne düşündüğümü biliyor musun? Ne hissettiğimi? … dahası tüm bunların nedenini? Ama evet dur söyleme düşündüklerimin nedenlerini bilmek için hissettiğimin ne olduğunu bilmelisin öncelikle öyle değil mi? Bunu anladın değil mi?”

-Evet. Yani sanırım. Dur bak deniyim ne anladığımı söylemeyi. Sen bana bir aracın parçalarının nasıl çalıştığını soruyorsun ama bu çalışma biçimini anlayabilmem için öncelikle hangi parçayı sorduğunu bilmeliyim galiba. Ben bunu anladım.”

+Doğru anlamışsın bunu söylemek istedim. Düşünce ve duygularım beni hareket ettiren parçalarım. Bunların nasıl oluştuğunu bilmek için de hangi düşünce ve duyguya sahip olduğumu bilmen gerek.Yani bu tam olarak vites kutusundan bahsettiğimi bilmen anlamına geliyor.”

-Ama bunlar bir aracın parçaları kadar somut değil.

+Kesinlikle. Somut olarak sadece davranışları ve onların etkilerini ortaya koyabilirler. Biraz daha genişletirsen biz her birimiz birer otomobil parçasıyız diyebilir miyiz sence?

-Dur bir düşüneyim; otomobil parçaları aracı oluşturan ve ona hareketini sağlayan parçalardır. Aracın istenen yere, limitleri dahilinde bir hızda ve emniyette gitmelerini, istendiğinde durmalarını sağlarlar. Bu durumda biz insanlar birer otomobil parçalarına benzetileceksek ortada hareket ettireceğimiz bir araç ve götüreceğimiz bir yer olmalı. Bu sanırım çok büyük bir araç olur!

+Bu aracı içinde bulunduğumuz toplum ve gideceğimiz yeri de daha iyi bir yaşama alanı olarak düşünsek?

-Ütopik derim. Eğer bir insanın parçalarını bir otomobilin parçalarına benzetseydik daha doğru olurdu.

+Ama bu benzetmenin yapılmış olması zaten benzeyen bir yan olduğunun kanıtı aslında. Çoğumuz ütopik düşler penşindeyiz. Daha çok para, ün, mutluluk… Hep etrafımızı inceler dururuz, örnekler oluşturur işimize gelene uyar işimize gelene uymayız. Hep farklıyız aslında ve salt bu fark bile hep aynı olduğumuzun bir kanıtını oluşturuyor. Sonuçta diyeceğim şey aslında bu ütopik düşünceye bağlı. Yani benzetmeyi sen yaptın düşünsene bir de aslında hareket ettirip daha iyi bir seviyeye taşımamız gerektiren toplumun aslında “insanlık” olduğunu.

-Az öncekine ütopik mi demiştim ben. O ütopikse bu ne o zaman!

+Evet hareket ettirmemiz ve daha iyi bir yere getirmemiz gerken şey insanlık ise buna öncelikle kendi insanlığımızı koruyarak ve yücelterek başlamalıyız.

-Peki ya içinde yaşadığımız çevre?

+Boşver! Eğer kendinden fazla önemsersen her birey kendini düzeltmedikçe onun seni kendine göre düzeltmesi kaçınılmaz. Büyük hedeflere ulaşmak küçük adımlarla başlar. Kendini sağlam bir temellere oturtmadıkça dağılıp gitmen zor değil.

-Boşver diyorsun ama insanlığı yüceltmekten bahsediyorsun.

+Sen kendin bu insanlığın bir parçasısın zaten. Düzgün olmayan bir vites kutusu ne işe yarar? Nasıl götürür aracı?”

-Ama ben bir insanım, vites kutusu değil! Ve sadece mutlu olmak istiyorum. Ne insanlığı ne de toplumu daha iyi bir yere getirmek gibi bir amacım da yok!

+O halde şimdi duygularıma dön. Ne hissettiğimi anlıyor musun? Seni seven bivi biri olarak sana sorular sormamın nedenlerini?”

-Hayır anlamıyorum! Bunlar beni sıkıyor ve de üzüyor. Ve anlamadığım asıl önemli olan şey de beni sevdiğini söylediğin halde neden bu soruları sorduğun.

+Ama bu sorular sayesinde vites kutusundan bir farkın olduğunu düşündüğünü öğrendim.

-Bunun için miydi yani tüm sorular? Bunu soru sormadan da anlayabilirdin oysa. Bu kadar akıllı görünüyordun en azından!

+Eğer düşündüğün kadar akıllı çıkmadıysam belki bunun için üzülmem gerekir. Çünkü bu üzüntünün altında seni yanıltmış olmam yatar. Vites kutusu ile aracın motoru ve diğer parçaları arasında bağlantılar vardır. Benim senden cesurca cevaplamanı istediğim sorularım bu vites kutusunun çalışması ve diğer parçaları tanıyabilmem için bana gerekli olabilir.

-Peki gerekir mi gerekmez mi? Sen hep sorularımı havada bırakıyorsun. Olabilir, belki gibi cevaplar var sonunda her zaman! Neden?

+Çünkü senin böyle düşünmeme ihtimaline gösterdiğim ve benim zamanla öğrendiğim gerçeğine dayanarak yarın düşüneceğimin bundan farklı olabileceğine duyduğum saygıdır bunun nedeni. Sana şu anda gördüklerimi ve duyduklarımı söyleyebilirim sadece. Ama asla bunların kesin doğruluğunu söyleyemem.

-O halde bunların amacı ne? Neden sıkıyorsun beni?

+Seni sevdiğim ve sana saygı gösterdiğim, seni tanımaya çalıştığım için senin de beni tanımak isteyeceğini düşünmüştüm.

-İstemiyorum!

+O halde gitmem gerek artık… toparlanayım.

-Bunun anlamı ne? Seni tanımak istemediğim için kaçıyor musun?

+Beni tanımamak isteğine duyduğum saygıyı gösteriyorum sadece. Burada bulunduğum her an bir davranış biçimime şahit olacaksın ve ister istemez beni tanıyacaksın…

-Hah ha! Pek de düşünceliyiz. Bunun sakın ego ile bir alakası olmasın?

+Bunu öğrenmek istemediğini sanıyordum.

-Gerek yok zaten. Biliyorum bu kesin ego ile ilgili. Sen saplantılı birisin!

+Artık seni seven biri olarak hakkımdaki bu düşüncenin doğru olup olmadığını da öğrenemeyeceksin ve hakkımda öğrendiklerin sadece seni sevdiğini ve saygı duyduğunu söyleyen biri hakkındaki kendi düşüncelerin olarak kalacak.

-Her şey kendi düşüncelerimden, muyluluğumdan ibaret zaten! Neden bana acı veren sorularla, düşüncelerle uğraşayım?

+Bu amacına bağlı. Eğer mutluluk almak istiyorsan mutluluk vermeyi bilmelisin. Ama acı mutluluğun, yanlış da doğrunun ikiz kardeşidir. Kötünün iyinin, artının da eksinin ikiz kardeşi olduğu gibi…”

İsmail KAYA – 09 Eylül 2006 Cumartesi

Devam eder mi bilinmez…

,

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: