Cennete yolculuk…

Cennete yolculuk…

Masmavi bir gökyüzü. Altında turkuaz rengi sular ve içerisinde çeşit çeşit, rangarenk balıklar. Suların bittiği karanın başladığı yerde yemyeşil ağaçlarla süslenmiş, meyve ağaçlarıyla tatlandırılmış, rengarenk ve çeşit çeşit kokularla süslenmiş çiçekler, ipek kıvamında kumlarıyla bir kumsal. Bir nehir sularını bu kumsalla birleştirerek turkuaz mavisi denize boşaltıyor. Gürül gürül şelalelerde balıklar yarışıyor. Kuş seslerini duyabiliyor musunuz? Henüz adını bilmediğimiz kuşlar…

 

Yukarıdaki fotoğrafı görmeden yaptım kendi cennet tasvirimi. Bunu geliştirmek çok mümkün elbette. Adı üstünde. Cennet! Hayal gücünüzü açabildiğiniz kadar açın! Google a girin ve Cennet kelimesi ile görsellerde arama yapın. Karşınıza benzer tasvirlerle görseller çıkacak. Çünkü bunlar hepimizin ortak düşleri. Hepimiz kurduğumuz bu hayaldeki varlıkların güzelliğini biliyoruz. Bu nedenle cennet tasvirimize yerleştiriyoruz yada cennet tasviri böyle çıkıyor ortaya. Vatanımız da cennet gibi işte. Sırf vatanımız mı? Bizim asıl vatanımız olan, üzerinde yaşadığımız YERYÜZÜ bir cennet aslında. Ve biliyorum şunu geçiriyorsunuz aklınızdan “bir cehennem aynı zamanda”…

 

Uzun zamandır bir şey yazmıyordum. Yazacak hem çok şey var hem az. Az şey var çünkü herkesin bildiklerini tekrarlamaktan öteye gitmeyecek yazdıklarım. Ve neden çok şey var biliyor musunuz? Belki kıyıda köşede kalmış bir kalbe dokunur sözlerim diye. İşin daha da enteresan tarafı belki de içimde bir yere dokunur diye. Öyle olur genelde. Öğüt vermeyi severiz  ama dinlemeye yapmaya gelince pek oralı değilizdir. Ama gelin biz bunları şimdilik bir kenara bırakıp hayallerimize geri dönelim…

Şöyle düşünün; Cennette her sabah gazetenizi açıp kötü haberler görmeyeceksiniz. Gazeteye dahi ihtiyaç duymayacaksınız. Hatta ihtiyaç kavramı belki ortadan kalkacak. Belki mi? Hayır, eğer cennet var ise kesinlikle böyle bir yer olmalı. Çünkü şu an beni kesinlikle mutlu edecek şeylerden bunlar. Örneğin su altında balıklarla nefes alma ihtiyacı duymadan yüzmek gibi, kuşlarla çiçek kokuları arasında uçmak gibi. Ve dahası aklımıza gelemeyen gelse de kendimizde saklı tuttuğumuz pek çok şey gibi olsa gerek.

Bu gün neden bu konuya takıldım biliyor musunuz? Gazetede okuduğum bir haber yüzünden. Melek yüzlü bir yavrumuzun İzmir’de bir maganda kurşunu ile can verdiğini anlatan bir haber yüzünden. Allah rahmet eylesin. Allah ailesine sevenlerine sabırlar versin. Cennete gitti işte. Bir melektir çocuk. Suçsuzdur. Nereye gidebilir başka? Peki ya diğeri? Cennet dünyamızı Cehenneme çeviren diğeri ve onun gibiler? Onlar nereye gidecek?… Bu haber ilk değildi, malesef son da olmayacak biz ahmaklığımıza doymadıkça.  İşte böylesine çirkin olayların olmadığı insanların üzülmediği bir yer diliyorum sizin gibi. Olsa olsa cennettir öyle bir yer öyle değil mi. Bu noktadan yola çıkarak vardım bu yazıya. Çok uzak görünse de böyle bir yere ulaşma hayali yine de bu kısa hayatta gelin bu yolculuğa çıkalım. Cennete doğru…

Adımlarımızı mutluluk için atalım. Ama bu adımlar başkalarının üzüntülerine neden olmasın. Kendimiz için başkalarının canını yakmayalım. Kızdık diye, üzüldük diye üzmeyelim başkalarını. Ama sevindirelim. Olsa olsa bunlardır cennete giden merdivenin basamakları. Bu basamakları pet şişelerle kirletmeyelim mesela. Doğayı doğal bırakalım. Bilmeyenlere öğretelim. Bana öğretin örneğin! Neden hala terör var? Neden öldürülüyor insanlar? Hangi toprak parçasında sonsuza dek kalacak insanoğlu? Hangi hazineyi götürecek yanında? Öğretin bu soruların cevaplarını. Öğretirken göreceksiniz bu yanıtların anlamsızlığını. Öyleyse neden tek gerçeği görmezden gelir insan. İstesek de istemesek de yoldayız. İster cennete, ister cehenneme ya da nereye gittiğinizi sanıyorsanız o yöne doğru. Aynı yoldayız. Hayat adı verilen yoldayız, “Ölüm” durağına kadar. Haydi, çevirelim yolumuzu “cennete doğru”…

 

Satırlar bitip de tekrar okuduğumda şöyle dedim kendime.

Tamam İsmail, saçmalama..

Ama yine de engel olmadım parmaklarıma,

basıverdi paylaş butonuna,

ve akıp gitti düşüncelerim yağan yağmurla,

elektrik ağlarıyla örülmüş dünyamdan,

aynı ağlarla birleştirilmiş dünyana…

Bakış açısına ve duruma göre değişen “doğru” kavramı yine değişecekti elbette,

Yine kendine göre yorumlar eklenecekti yaşamın satır aralarına,

yine bildiğini okuyacaktı insanlar,

yine dönecekti dünya delicesine,

delicesine ve sanki hiç durmayacakmışçasına…

 


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: