-
SEVGİ VE ANLAYIŞ: İÇSEL SÖYLENCELER
-
09 Eylül 2006

"Sevgi ve anlayıs
ayrılmaması gereken bir bütündür. Bazen bu yolda gerçeği
arayan bir bilge edasıyla yürümek gerekir." İsmail KAYA
-
-
-
"+Ne
düşündüğümü biliyor musun? Ne hissettiğimi? ... dahası
tüm bunların nedenini? Ama evet dur
söyleme düşündüklerimin nedenlerini bilmek
için hissettiğimin ne olduğunu bilmelisin öncelikle öyle
değil mi? Bunu anladın değil mi?"
-Evet. Yani
sanırım. Dur bak deniyim ne anladığımı söylemeyi. Sen
bana bir aracın parçalarının nasıl çalıştığını
soruyorsun ama bu çalışma biçimini anlayabilmem için
öncelikle hangi parçayı sorduğunu bilmeliyim galiba. Ben
bunu anladım."
+Doğru
anlamışsın bunu söylemek istedim. Düşünce ve duygularım
beni hareket ettiren parçalarım. Bunların nasıl
oluştuğunu bilmek için de hangi düşünce ve duyguya sahip
olduğumu bilmen gerek.Yani bu tam olarak vites
kutusundan bahsettiğimi bilmen anlamına geliyor."
-Ama bunlar
bir aracın parçaları kadar somut değil.
+Kesinlikle.
Somut olarak sadece davranışları ve onların etkilerini
ortaya koyabilirler. Biraz daha genişletirsen biz her
birimiz birer otomobil parçasıyız diyebilir miyiz sence?
-Dur bir
düşüneyim; otomobil parçaları aracı oluşturan ve ona
hareketini sağlayan parçalardır. Aracın istenen yere,
limitleri dahilinde bir hızda ve emniyette gitmelerini,
istendiğinde durmalarını sağlarlar. Bu durumda biz
insanlar birer otomobil parçalarına benzetileceksek
ortada hareket ettireceğimiz bir araç ve götüreceğimiz
bir yer olmalı. Bu sanırım çok büyük bir araç olur!
+Bu aracı
içinde bulunduğumuz toplum ve gideceğimiz yeri de daha
iyi bir yaşama alanı olarak düşünsek?
-Ütopik derim.
Eğer bir insanın parçalarını bir otomobilin parçalarına
benzetseydik daha doğru olurdu.
+Ama bu
benzetmenin yapılmış olması zaten benzeyen bir yan
olduğunun kanıtı aslında. Çoğumuz ütopik düşler
penşindeyiz. Daha çok para, ün, mutluluk... Hep
etrafımızı inceler dururuz, örnekler oluşturur işimize
gelene uyar işimize gelene uymayız. Hep farklıyız
aslında ve salt bu fark bile hep aynı olduğumuzun bir
kanıtını oluşturuyor. Sonuçta diyeceğim şey aslında bu
ütopik düşünceye bağlı. Yani benzetmeyi sen yaptın
düşünsene bir de aslında hareket ettirip daha iyi bir
seviyeye taşımamız gerektiren toplumun aslında
"insanlık" olduğunu.
-Az öncekine
ütopik mi demiştim ben. O ütopikse bu ne o zaman!
+Evet hareket
ettirmemiz ve daha iyi bir yere getirmemiz gerken şey
insanlık ise buna öncelikle kendi insanlığımızı
koruyarak ve yücelterek başlamalıyız.
-Peki ya içinde
yaşadığımız çevre?
+Boşver! Eğer
kendinden fazla önemsersen her birey kendini
düzeltmedikçe onun seni kendine göre düzeltmesi
kaçınılmaz. Büyük hedeflere ulaşmak küçük adımlarla
başlar. Kendini sağlam bir temellere oturtmadıkça
dağılıp gitmen zor değil.
-Boşver
diyorsun ama insanlığı yüceltmekten bahsediyorsun.
+Sen kendin bu
insanlığın bir parçasısın zaten. Düzgün olmayan bir
vites kutusu ne işe yarar? Nasıl götürür aracı?"
-Ama ben bir
insanım, vites kutusu değil! Ve sadece mutlu olmak
istiyorum. Ne insanlığı ne de toplumu daha iyi bir yere
getirmek gibi bir amacım da yok!
+O halde şimdi
duygularıma dön. Ne hissettiğimi anlıyor musun? Seni
seven bivi biri olarak sana sorular sormamın
nedenlerini?"
-Hayır
anlamıyorum! Bunlar beni sıkıyor ve de üzüyor. Ve
anlamadığım asıl önemli olan şey de beni sevdiğini
söylediğin halde neden bu soruları sorduğun.
+Ama bu
sorular sayesinde vites kutusundan bir farkın olduğunu
düşündüğünü öğrendim.
-Bunun için
miydi yani tüm sorular? Bunu soru sormadan da
anlayabilirdin oysa. Bu kadar akıllı görünüyordun en
azından!
+Eğer
düşündüğün kadar akıllı çıkmadıysam belki bunun için
üzülmem gerekir. Çünkü bu üzüntünün altında seni
yanıltmış olmam yatar. Vites kutusu ile aracın motoru ve
diğer parçaları arasında bağlantılar vardır. Benim
senden cesurca cevaplamanı istediğim sorularım bu vites
kutusunun çalışması ve diğer parçaları tanıyabilmem için
bana gerekli olabilir.
-Peki gerekir
mi gerekmez mi? Sen hep sorularımı havada bırakıyorsun.
Olabilir, belki gibi cevaplar var sonunda her zaman!
Neden?
+Çünkü senin
böyle düşünmeme ihtimaline gösterdiğim ve benim zamanla
öğrendiğim gerçeğine dayanarak yarın düşüneceğimin
bundan farklı olabileceğine duyduğum saygıdır bunun
nedeni. Sana şu anda gördüklerimi ve duyduklarımı
söyleyebilirim sadece. Ama asla bunların kesin
doğruluğunu söyleyemem.
-O halde
bunların amacı ne? Neden sıkıyorsun beni?
+Seni sevdiğim
ve sana saygı gösterdiğim, seni tanımaya çalıştığım için
senin de beni tanımak isteyeceğini düşünmüştüm.
-İstemiyorum!
+O halde
gitmem gerek artık... toparlanayım.
-Bunun anlamı
ne? Seni tanımak istemediğim için kaçıyor musun?
+Beni
tanımamak isteğine duyduğum saygıyı gösteriyorum sadece.
Burada bulunduğum her an bir davranış biçimime şahit
olacaksın ve ister istemez beni tanıyacaksın...
-Hah ha! Pek
de düşünceliyiz. Bunun sakın ego ile bir alakası
olmasın?
+Bunu öğrenmek
istemediğini sanıyordum.
-Gerek yok
zaten. Biliyorum bu kesin ego ile ilgili. Sen saplantılı
birisin!
+Artık seni
seven biri olarak hakkımdaki bu düşüncenin doğru olup
olmadığını da öğrenemeyeceksin ve hakkımda öğrendiklerin
sadece seni sevdiğini ve saygı duyduğunu söyleyen biri
hakkındaki kendi düşüncelerin olarak kalacak.
-Her şey kendi
düşüncelerimden, muyluluğumdan ibaret zaten! Neden bana
acı veren sorularla, düşüncelerle uğraşayım?
+Bu amacına
bağlı. Eğer mutluluk almak istiyorsan mutluluk vermeyi
bilmelisin. Ama acı mutluluğun, yanlış da doğrunun ikiz
kardeşidir. Kötünün iyinin, artının da eksinin ikiz
kardeşi olduğu gibi..."
İsmail KAYA - 09 Eylül 2006 Cumartesi
Devam eder mi
bilinmez...
Önceki yazı: Perde
Sonraki yazı: Hanry David Thoreau ve davranışla ilgili, Eylül 09, 2006
DENEMELER
|